6 Nisan 2011 Çarşamba

#WhyILoveMuseums Günü Değerlendirmesi

ILoveMuseums Group
Dün Twitter’da #WhyILoveMuseums günü idi. Twitter kullanıcıları müzeleri neden sevdiklerini anlattıkları twitlerini #WhyILoveMuseums hashtagi ile paylaştılar. Bunu hem genel anlamda “müze” kurumuna duydukları sevgiyi hem de sevdikleri müzelerin twitter isimlerini kullanarak, o müzeyi neden sevdiklerini anlattıkları tweetler aracılığıyla gerçekleştirdiler. Böylece bütün bir gün katılımcıların kafalarında “müzeleri neden sevdikleri” sorusu oldu ve müzeler üzerine düşünmeye teşvik edilmiş oldular.

@culturethemes önderliğinde @poolemuseum , @KelvingroveArt ve @POPinDC ‘ın katkılarıyla gerçekleştirilen bir günlük bu etkinlik ile yaklaşık 2000 kişi 5000 civarında tweet ile müze sevgisini paylaştı.

5Nisan saat 9:00'dan itibaren (Tr'de saat 11:00) saatlere göre #WhyILoveMuseums hashtagi ile tweet dağılımı


Paylaşılan tweetler bize global anlamda müze algısı hakkında çok değerli bilgiler verdi. İnsanların neden müzeleri ziyaret etmeyi sevdiklerini anlatan bu tweetlerden bazılarını burada paylaşmak istiyorum:

Müzeleri seviyorum çünkü;

“Benim yerime kazıyı, araştırmayı ve etiketlemeyi yapıyorlar; bana sadece müzeye gitmek ve bu eserlerden zevk almak kalıyor.”

“Zaman makinesi diye bir şey olmadığını iddia edenler hayatlarında hiç müzeye gitmemiş olan kişilerdir”

“Dinazorlar orada :)” (Benim dinazorlu müze sevgimi paylaşan insanlar olduğunu görmek beni ayrıca mutlu etti)

“Dünyanın neresinde olursam olayım müzeye girdiğimde kendimi güvende hissediyorum”

“Orada hiçbir soru aptalca değildir”

“En güzel hediyelik eşyalar orada”

“İlham veriyorlar”

“Beni sürekli şaşırtıyorlar”

“Aynı anda hem eğitici hem de eğlenceliler”

“Bazı müzeler benimle “anlayabileceğim” bir dille konuşuyorlar”

“Günlük hayattan kopup, bütün endişelerimden sıyrılıp bir tablonun güzelliğine dalabiliyorum”

“Koleksiyonları, onları ziyaret etmemiz için her zaman hazır bekleyen eski dostlar gibi

Bu ve bunun gibi birçok tweet müzelere “ziyaretçiye ne sunmaları” gerektiği konusunda ciddi ipuçları veriyor.

Bu etkinliğe Türkiye’den de katılım olması için hatırı sayılır bir çaba sarf ettiğimi söylemeliyim. Blogumun Facebook sayfasında bir etkinlik oluşturarak takipçilerimi bu etkinliğe katılmaya davet ettim. Twitter’da 1 Nisan’dan itibaren gün içinde birçok defa bu etkinliği paylaştım ve Twitter’da takip ettiğim müzelerle bu bilgiyi paylaştım. Ama geri dönüşün beni çok mutlu ettiğini söyleyemeyeceğim. Facebook sayfasında düzenlediğim etkinlik 461 kişiye ulaştı ama sadece 41 kişi katılacağını belirtti. Twitter’dan müzelere yaptığım duyurular ile ilgili olarak da doğrusu bir geri dönüş alamadım. Müzeler takipçilerini bu etkinlikten haberdar etmek için herhangi bir girişimde bulunmadılar. Oysaki dünyada birçok müze takipçilerini günler öncesinden bu etkinlik ile ilgili olarak bilgilendirmeye ve katılmaya teşvik etmeye başladılar. Türkiye müzelerinin zaten çok azı Twitter’ı bir iletişim aracı olarak kullanıyordu, onlar da bu konuya ilgi göstermediler. Bu etkinliği duyurduğum ve onlarla ilgili beğendiğim noktaları paylaştığım Santralistanbul, İstanbul Modern, Sakıp Sabancı Müzesi, Rahmi Koç Müzesi’nden hiçbir geri dönüş alamadım. Bu etkinliğe dahil olmakla ilgili herhangi bir çaba da göremedim. Santralistanbul bu konuda tek bir tweet attı ama bunun yeterli olmayacağını herhalde twitter kullanıcısı herkes söyleyecektir.

Tabii bu noktada Pera Müzesini ayrı bir yere koymam gerekiyor.

Pera Müzesi şu anda Twitter’ı ve genel anlamda sosyal medyayı en etkin şekilde kullanan Türkiye Müzesi. Facebook, Twitter gibi sosyal medya sitelerinin yanı sıra cep telefonu aplikasyonları ile de hedef kitlesi ile iletişimini güçlendirmeye çalışıyor. Bu konuda başarılı olduklarını da düşünüyorum. Evet, Pera Müzesi’ de #WhyILoveMuseums etkinliği konusunda etkinlik gününe kadar bir bilgilendirme girişiminde bulunmadı fakat 5 Nisan’da takipçilerini Pera Müzesi’ni neden sevdikleri konusunda geri dönüş yapmak konusunda teşvik etti ve onların bu geridönüşlerine verdikleri değeri twitlerini retweet ederek gösterdi. Hatta etkinliğe yeni bir boyut bile kattılar: takipçilerinden müzeyi sevme nedenlerini müzede çekilen fotoğraflarları ile anlatmalarını istediler. Sanırım bu kısma sadece ben katıldım ama ileride Pera Müzesi’nin bununla ilgili bir etkinlik düzenleyebileceğini düşünüyorum.



Yukarıdaki grafik 9 Mart’tan 6 Nisan’a kadar Pera Müzesi’nin durum güncellemeleri (tweetleri) ve kullanıcı sayısındaki artışı göstermekte. 5 Nisan’da #WhyILoveMuseums etkinliğine aktif olarak katılan Pera Müzesi’nin tweet sayısının ne kadar arttığı görülebilir ki bu tweetlerin büyük bir çoğunluğunu takipçilerin müze hakkındaki görüşleri oluşturuyor (retweet edilen). Bunu söylemek için biraz erken olabilir fakat; etkinlik neredeyse bugünkü sergi açılışı kadar müzeye katkı yapmış durumda.  En azında etkinliğin müzenin twitter hesabına getirdiği ciddi hareketlilik görülebilir.

Peki Pera Müzesi’nin bu etkinlikten kazancı ne oldu? Öncelikle; müze izleyicilerinin müze hakkındaki algısı hakkında bilgi edinmiş oldu. İzleyiciler müze ile ilgili neleri seviyorlar, nelere dikkat ediyorlar ve neden müzeyi ziyaret ediyorlar bunu öğrendi. Bu azımsanacak bir kazanç değil bence. İkinci olarak da bu geri dönüşler ile müzede gelecekte yapması gerekenler, vurgulaması gereken noktalar ve  “müze markası” haline gelmiş ayrıntıları görmüş oldu. Örneğin; Pera Cafe’de satılan süreli sergilere göre şekillenen kurabiyeler ya da süreli sergilere göre asansörlerin giydirilmesi gibi…

Diğer Türkiye müzeleri ne yazık ki Pera Müzesi’nin elde ettiği bu değerli bilgiyi elde etme şansını kaçırmış oldular. Oysaki daha çok müze bu etkinliği benimsese ve takipçileri ile buluştursa Türkiye'deki müze izleyicilerinin “müze algısı” ve “beğenileri” hakkında daha fazla bilgi elde edebilirdik.


NOT: Bu etkinlikten çıkan bir sonuç daha: Türkiye'den müzeler ile ilgili yapılan tweetlerde genellikle #WhyILoveMuseums hashtagi kullanılmadı. Türk Twitter kullanıcıları bu tagi kullanma alışkanlığını kazanmış değiller hala...  

1 Nisan 2011 Cuma

Sahi Müzeleri Neden Seviyoruz?

Ajandanızda 5 Nisan'ı işaretleyin! Müze fotoğraflarından sonra şimdi de "müzeleri neden sevdiğimizi" anlattığımız yeni bir uluslararası organizasyon ile müze izleyicileri olarak bir araya geliyoruz. Bunun için ihtiyacımız olan tek şey bir twitter hesabı! Tek yapmamız gereken ise #WhyILoveMuseums tagini ekleyerek müzeler ile ilgili sevdiğimiz şey her neyse onu paylaşmak!

Bu faaliyetler ile amaçlanan şey müzeleri gündemde tutmak ve kişileri müzeler hakkında düşünmeye teşvik etmek. Sosyal medyada müzelere ilgiyi artırmanın başarılı bir yolu olan bu etkinlikler bir müze özelinde de kullanılabilir. 

Müzeler de izleyicilerin paylaşımlarını yorumlayarak, hedef kitlenin müze algısı, beklenti ve şikayetleri hakkında anketlerle elde edebileceklerinden daha fazla bilgi edinebilirler. Çünkü burada tamamen bir gönüllülük var. Bence kaçırılmaması gereken bir fırsat...

Bu etkinlik ile ilgili daha fazla bilgi alnak isteyenler http://www.culturethemes.com/ sitesine bakabilir. 

6 Mart 2011 Pazar

Saray Koleksiyonları Müzesi

Geçtiğimiz Cumartesi günü Beşiktaş’taki “Saray Koleksiyonları Müzesi”ne gittim. Önceden Depo Müze olarak düzenlenen alanda açıldı bu müze. Belki dikkatinizi çekmiştir; eskiden hediyelik eşya, organik gıda fuarlarının düzenlendiği bir alan vardı. Ana caddeye bakan duvarda yeni bir kapı açılmış ve müzenin girişi buraya taşınmış. Bence olumlu çünkü kapı daha önce binanın yanındaydı ve yoldan görülemiyordu. Bu da (yeterli yönlendirme de yapılmadığı için) müzenin ziyaretçi sayısını etkileyen bir faktördü. Fakat bu kapı müze girişinden ziyade hediyelik eşya dükkanı girişi gibi duruyor bu da olumsuz yanı. Çünkü girişte müzenin adı yerine “Yıldız Porselenleri Satış Mağazası” levhası görünüyor.


Müzenin koleksiyonu benim gözlemlediğim kadarıyla depo müzenin koleksiyonundan oluşuyor. Yani bu anlamda bir değişiklik yok. Ama sergileme anlamında çok değişiklik var. 18. Ve 19. Yüzyıllarda batıda güç ve iktidarın simgesi olarak inşa edilen kraliyet saraylarına karşı, Osmanlı imparatorluğunun ihtişamını vurgulamak üzerine inşa edilen Dolmabahçe Sarayı’nda günlük hayatta kullanılan nesnelerin sergileniyor bu müzede. Aslında sadece Dolmabahçe Sarayı değil Aynalıkavak, Küçüksu, Ihlamur ve Maslak Kasırları ile Yıldız ve Beylerbeyi Sarayı’nda kullanılan  Osmanlı saray yaşantısını merak edenler için ideal bir müze yani. Sultanların oyuncaklarından, mutfak araç-gereçlerine, dişçilik aletlerinden, berber koltuğuna kadar dönemi yansıtan çok çeşitli nesne görülebilir.

Sultan II. Andülhamit döneminden kalan bir grup eser dahil olmak üzere, Saray Koleksiyonları Müzesi’nde sergilenen tarihi eşyalar, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murad, Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. Mehmed Reşad, Sultan VI. Mehmed Vahdettin ve halife Addülmecid Efendi dönemini kapsıyor. Sergilemede Cumhuriyet yıllarında bir süre Dolmabahçe Sarayı’nda ikamet eden Mustafa Kemal Atatürk’e ait eşya da sergilenmekte.

Sergilemeye baktığımızda nesnelerin belirli konu başlıkları altında toplandığını görüyoruz. Sarayda Çocuk ve Eğitim, Saray Mutfağı, Saray ve Resim Sanatı gibi birçok bölüm var. Ürünlerin yerleşimi konusunda söylenecek çok fazla bir şey yok ama etiketleme konusunda problem olduğu söylenebilir. Etiketler eserlerin yanında numaralar ile belirtilerek etiket bilgilerinin bir yerde toplu bir şekilde verilmesi yolu seçilmiş. Bu da sergiyi gezmeyi biraz zorlaştırıyor. Özellikle birkaç kişi bir vitrine aynı anda bakmak istediğinizde. Tabii bu yöntem yer sıkıntısı nedeniyle tercih edilmiş fakat daha efektif bir yol düşünülmesi lazım.  

İlgi çekici birçok eserin olduğu bu yeni müzemizi gezmenizi tavsiye ederim. Bence pişman olmazsınız. 

4 Mart 2011 Cuma

17 Mart'ta Müze Fotoğrafı Çekiyoruz

17 Mart’ta müze fotoğrafları çekiyor olacağım. Niye mi? Sosyal medya aracılığıyla gerçekleştirilen bir müze fotoğrafları paylaşımı etkinliğine katılmak için. Proje ile ilgili bilgilendirme için http://www.museumpics.com/ mini sitesi oluşturulmuş.


Dünya çapında hem müze çalışanlarını hem de müze izleyicileri (yani biz ziyaretçileri) kapsayan bu etkinlikte Flickr ve Twitter ‘da çektiğimiz müze fotoğraflarını #MuseumPics tagi ile paylaşılacak. Böylece müzeler kendilerini tanıtma fırsatı bulurken, ziyaretçiler de müze deneyimlerini kendi fotoğraf kareleri ile aktaracaklar.

Bu proje, Londra’da faaliyet gösteren SUMO Marka Ajansı’nın müzelerle ilgili birçok başarılı çalışmasından biri. Müzeler üzerine uzmanlaşmış böyle bir marka ajansı ne yazık ki ülkemizde yok. Oysaki  müzeleri gündelik hayatımıza taşıyacak böyle yaratıcı projeler hoş olmaz mıydı?

24 Şubat 2011 Perşembe

Müzelerde Markalaşmaya Farklı Bir Yaklaşım: Uydu Müzeler

Müzelerde markalaşma söz konusu olduğunda uydu müze modeli ile Solomon R. Guggenheim Müzesi'den mutlaka bahsedilmesi gerekir. Daha önce bir yazımda marka değerinden bahsettiğim Guggenheim Müzesi ticari bir işletme mantığı ile marka değerini paraya çevirdi ve böylece bu alanda bir çığır açtı. 

Solomon R. Guggenheim Müzesi müdürü Thomas Krens gerçekleştirdiği “uydu müzeler” projesi ile müzelerde markalaşmayı yeni bir noktaya taşıdı. Uydu müze; ana müze ile bir şehir ya da kurum arasında bir bedel karşılığında müzenin bir şubesini açmaya dayanan iş ortaklığı olarak tanımlanabilir. Uydu müzeye ev sahipliği yapan kurum ya da şehir bina masraflarını ve idari masrafları üstlenmesinin yanı sıra ana müzeye de ödemeler yapar.

Thomas Krens, Solomon R. Guggenheim Müzesi yöneticiliğini 1988 yılında devraldı. Krens, Guggenheim koleksiyonunu paraya dönüştürülebilir aktifler olarak gören anlayışı ve “ uydu müze” kavramına öncülük etmesi ile işletme biliminden kavramları müzeye uyarladı. İşletme altyapısını kullanarak müzede yaptığı çalışmalar tartışmalara neden oldu.

Guggenheim Müzesi’nin marka değerini gören Thomas Krens, mimari özgünlüğünü de taklit ederek “uydu müze” modelini yarattı. Krens bu projeyi ilk ortaya attığında müzeyi Starbucks ya da McDonalds gibi büyük bir franchising (başka bir firmaya sözleşme ile verilen isim hakkını kullanma, malları üretme ve satma yetkisi) görünümü vereceği yönünde büyük eleştiriler aldı.

Krens’in kurduğu modelin ilk örneği Guggenheim Bilbao oldu. Bilbao 1989 yılında 1,5 milyon dolar bütçeli bir yenileme programına başladı. Bu program kapsamında limanların yenilenmesi, yeni toplu ulaşım hizmetleri, konferans ve konser salonlarının yanı sıra bir de modern ve çağdaş sanat müzesi vardı. Bilbao’da yapılacak müze için Guggenheim ile yapılan ortaklık 1991 yılında açıklandı. Bilbao’da faaliyete geçecek müzenin bölgeyi turistik bir çekim merkezi haline getirecek mimari bir ikon olması öngörüldü. Frank Gehry’nin mimarı olduğu müze binası bir sembol olarak kullanıldı. Bu işbirliği yeni müzenin karşılaşabileceği riskleri etkin bir şekilde minimize etti. Guggenheim müzesi yeni müzeye idari anlamda destek ve danışman oldu. Guggenheim Bilbao’nun ekonomik açıdan başarılı olmasını garantilemek için yoğun bir tanıtım çalışması yapıldı. Süreç boyunca müze yerel ve uluslararası basında sıkça yer buldu. Ayrıca Bask Bölgesi yöneticileri çeşitli dergi temsilcileri için özel müze turları düzenledi. Guggenheim Bilbao 18 Ekim 1997’de açıldı. Guggenheim Bilbao ilk iki yılında Bask Bölgesi ekonomisinde ciddi bir canlanma yarattı. Bu proje ile Bilbao ölmekte olan bir liman şehrinden başlıca turistik merkezlerden birine dönüştü.

Bilbao’da yapılan proje ile Guggenheim Müzesi mimariyi markalaşmanın bir unsuru olarak kullanmaya başladı. Böylece Guggenheim adı sermayeleştirildi ve kâr üretmiş oldu. Uydu müzenin bu başarısı “Bilbao etkisi” (Bilbao Effect) olarak literarüre geçti.

Guggenheim Bilbao ile aynı yılda “The Deutsche Guggenheim Berlin” açıldı. Bu ortaklık özel bir şirket olan Deutsche Bank ile yapılması ile bir ilktir.2001 yılında Guggenheim ve Hermitage müzeleri bir ortaklık kurarak Las Vegas’ta bir müze açtılar. Müzedeki eserleri yarısı Guggenheim koleksiyonunda iken diğer yarısı Hermitage koleksiyonundadır. Müze açıldığından beri ziyaretçi sayısında artan bir grafik var.

Guggenheim’in bütün uydu müzeleri aynı başarıyı gösteremedi tabii. Aynı dönemde Guggenheim-Hermitage Müzesi’nin faaliyet gösterdiği The Venetian Oteli’nde Guggenheim Las Vegas adı ile bir müze daha açıldı fakat 15 içinde, ziyaret rakamlarının çok düşük olması gerekçesiyle kapandı. 1992 yılında açılan Guggenheim SoHo ise, ziyaretçi sayısını artırmaya yönelik bütün çabalara rağmen başarılı olamadı ve 2001 yılında kapandı. Başarısız olan bu girişimler Guggenheim Müzesi’ni süregelen bir mali sıkıntıya soktu.


Guggenheim Müzesi’nin en yeni genişleme projesi Orta Doğu’da büyük bir kültürel bölge yaratmayı hedefleyen Saadiyat Projesi’nin bir parçası olmak. Abu Dhabi, Saadiyat Adası’nda gerekleştirilen bu büyük çaplı proje ile bölgenin turistik bir cazibe merkezi haline gelmesi hedefliyor. Saadiyat Projesi Guggenheim Müzesi’nin yanı sıra Louvre Abu Dhabi, bir uygulamalı sanatlar merkezi, denizcilik müzesi ve Seyh Zayed Ulusal Müzesi’ni de kapsıyor.

Birçok Avrupa Müzesi uydu müze modelini kendi müzelerine uyarladı. Örneğin Tate Modern, Tate Liverpool ve Tate St. Ives şubeleri ile ülke içinde yayıldı ve Londra’daki tesislerini genişletti. Aynı şekilde Centre Pompidou 30. Kuruluş yıldönümünü kutladığı 2007 yılında Metz’ de bir şube açma kararı aldı.


19 Ağustos 2010 Perşembe

Museum of London Geçmişe Bir Pencere Açtı: Streetmuseum

 “Museum of London”  teknolojinin müzedeki yeri konusunda yeni bir ufuk açtı. Londra’nın kent müzesi binasının sınırlarını aşarak kente yayıldı.

Londra’nın geçmişi artık iPhone telefonunuzda!

“Streetmuseum” adını verdikleri bu iPhone uygulaması ile müzenin koleksiyonunda bulunan 200 fotoğraf ile Londra’nın bugünü ve geçmişini karşılaştırabiliyorsunuz.  

Nasıl mı?

Uygulamayı yüklediğinizde karşınıza çıkan Londra haritasına bakarak GPS ile size en yakın olan fotoğrafın olduğu lokasyonu bulun. Telefonunuzun kamerasını günümüz Londra’sındaki o sahneye doğru tutun ve işte geçmiş tam karşınızda! O sahne ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız ekrandaki bilgi butonuna basmanız yeterli. Fotoğrafların tamamına müzenin internet sitesinden de ulaşabiliyorsunuz.

Londra Müzesi bu uygulama ile telefonumuzu geçmişe açılan bir pencere haline dönüştürüyor ve müzenin sınırlarını genişletiyor.

Şu artık göz ardı edilemez bir gerçek ki müze teknolojiyi kullanarak daha fazla kişiye ulaşabilir. Müze binasına ulaşamayacak olan kişileri de izleyicileri haline getirebilir. Müzenin misyonu da bu değil mi zaten? Mümkün olan çok kişiye hikayesini anlatmak... İşte teknoloji bu misyonu gerçekleştirmenin en etkili aracı olarak çok büyük bir fırsat sunuyor müzelere. Tek ihtiyaç olan bunu fark edecek müzeciler. 

Bu örnek daha doğru düzgün bir internet sitesi bile olmayan müzelerimize yeni ufuklar açar umarım!

13 Ağustos 2010 Cuma

Guggenheim Müzesi Markasının Gücü

Müzeler için markanın yaratabileceği gücü en iyi özetleyecek şeylerden biri de budur herhalde!

Frank Lloyd Wright'ın tasarımı olan ve 1959 yılında tamamlanan New York' daki Solomon R. Guggenheim Müzesi beton parçalarından bir takı koleksiyonu oluşturmuş. Bu koleksiyonun özelliği ne mi? Bu beton parçalarının müze binasının 2007 de tamamlanan restorasyonu sırasında toplana parçalar olması.

"Guggenheim Müzesi'nin bir parçasına sahip olma fırsatını kaçırmayın!" sloganı da yaratılan bu marka değerinin bir göstergesi.

Berlin duvarı gibi Guggenheim müzesinden de bir beton parçasına sahip olmak isteyecek birsürü kişi vardır eminim. Çünkü bir beton parçası, eğer Guggenheim Müzesi binasından kopmuşsa, bir kadının boynunu süsleyecek bir değer yaratabiliyor insanların gözünde. Hem de yüksek bir bedel ödemeye razı olarak...

Türkiye'de böyle bir koleksiyonu bu kadar yüksek fiyatlarla sunabilecek marka değerine sahip bir müze biliyor musunuz?

6 Ağustos 2010 Cuma

Prens Adaları Müzesine Kavuşuyor |Adalar Müzesi|Müze|Müzeler|Müze Resimleri

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projelerinden biri olan "Adalar Müzesi" temmuz ayında açılan süreli sergisi ile yola koyuldu. Sergi Büyükada Çınar Müze Alanı ve Büyükada İskelesi'nde ziyaretçilerini bekliyor.

Müze'nin açılışı ise 10 Eylül'de Büyükada Aya Nikola Hangar'da gerçekleşecek.

İstanbul'un ilk çağdaş kent müzesi olma idiasındaki bu müze projesinin önemi büyük. İstanbul'da tek bir kent müzesi yerine kent mozaiğini en iyi yansıtacak böyle birçok kent müzesi kurulması fikrini destekleyen bir oluşum aynı zamanda. Bu kent o kadar büyük bir zenginliği içeriyor ki tek bir müze bunu hakkıyla yansıtamayabilirdi. Prens Adaları'nın kültürü "İstanbul Kent Müzesi" nin bir bölümü olmaktan daha fazlasını hak ediyordu kuşkusuzç

Adalar müzesi obje, belge, fotoğraf ve sözlü tarih çalışmalarıyla geçmişten dünümüze adaların tarihini anlatıyor. Müze, süreli sergiler ile ziyaretçileri sık sık adalara çekeceğe benziyor. Statik bir müze ve arşiv olmak yerine "yaşayan bir müze" olmayı hedefliyor. Öyle ki müze daha tam anlamıyla açılmadan etkinlik takvimini doldurmuş bile. 31 Temmuz’da ön açılış ile başlayan ve 10 Eylül'deki Müze açılışına kadar etkinlikler hız kesmeden devam edecek. Bu etkinlikler konserler, canlandırmalar, yarışmalar, belgesel-film gösterileri, söyleşiler, toplantılar gibi çok çeşitli. Yani herkes kendi zevkine uygun bir etkinlik mutlaka bulabilir. Adalar Müzesi etkinlik takvimine buradan ulaşabilirsiniz.
Onsuz bir İstanbul düşünemeyeceğimiz Adalar'ın artık ulaşabileceğimiz bir belleği var. Çam ağaçlarının altında piknik yapıp, bisiklete bindiğimiz, vapur yolculuğunda derin düşüncelere dalıp martılara simit attığımız Adalar'a artık müzesini görmek; onu daha yakından tanımak için de gideceğiz. İşte o zaman Adalar'ın dış güzelliği kadar geçmişten günümüze taşıdığı kendine özgü yaşam kültürü ile iç güzelliğine de hayran kalacağız.

Müze için bir de internet sitesi hazırlanmış. Site müze ile ilgili bilgi edinme imkanı ve etkinlik takvimini sunmasının yanısıra oluşturulan arşive de ulaşma imkanı sağlıyor. Siteye kayıt olarak müzenin etkinliklerini yakından takip etmekte fayda var.

30 Nisan 2010 Cuma

BKG - Bilkent Kültür Girişimi

Danışmanlarından biri olduğum BKG - Bilkent Kültür Girişimi geçtiğimiz 20 Nisan günü Topkapı Sarayı'nın I. Avlusunda yer alan mağazasını açtı. BKG şemsiye markası altında hizmet verecek olan toplam 95 Müze Mağazası ve Müzenin Kahvesi'den en büyüğü olan Topkapı Sarayı Müzesi I. Avlu Mağazası gelen konuklar ve müze ziyaretçileri tarafından olumlu eleştiriler aldı. 

BKG; kalite standartları yüksek, orijinal ürünler ve ürün çeşitliliği ile müze ziyaretçilerini tatmin edebilecek müze mağazaları ile müzelerimizin algısına ve Türkiye kültür turizmine olumlu katkıda bulunmayı, müze deneyimini zenginleştirmeyi ve müzeler için katma değer yaratmayı amaçlamakta. Tabii bu sürecin sadece müze mağazaları aracılığı ile değil,  çeşitli toplumsal sorumluluk projeleri ile de desteklenmesi planlanıyor.

Türkiye'de kültür ve sanat alanında yaşanan hareketleme ve özel müzelerin de sayılarının artmasıyla müzelerin işletilmesi konusunun önem kazanması, doğal bir sonuç olarak devlet müzelerimizi de etkiliyor. Statik yerler olmaktan çıkan devlet müzelerinde süreli sergilerin sayıları artmaya, restorasyonlar hız kazanmaya başladı. Müzelerde yürütülecek pazarlama faaliyetlerinin sadece ziyaretçi sayısını artırmakla kalmayıp, Türkiye'nin uluslararası arenadaki imajına da olumlu katkı sağladığı gerçeği artık herkesçe malum. BKG'de bu sürece katkı sağlamak amacıyla yapılanan bir marka ve ihale ile belirlenen müze mağazaları ve kafeleri DÖSİM adına işletiyor .

Şu anda İstanbul'da Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ayasofya Müzesi, Kariye Müzesi ve Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nde BKG mağazalarını görebilirsiniz. Ama tabii BKG sadece İstanbul'da değil, Türkiye'nin dört bir yanındaki 55 müze ve ören yerinde mağazalarını büyük bir hızla açmaya devam ediyor. Bu yıl sonunda ulaşılması hedeflenen sayı 95 Müze Mağazası ve Müzenin Kahvesi. 

Müze hediyelik eşyaları, geleneksel Türk el sanatları ürünleri, eser replikaları ,Türk kahvesi ve dünyada "Turkish Delight" olarak tanınan lokumun satıldığı  mağazalar, dünyadaki emsalleri ile yarışabilir düzeyde. Daha yolun başında olan BKG ürün çeşitliliğini ve mağaza sayısını arttırmaya devam ediyor. 

Yolunuz düşerse mutlaka bir göz atın.

7 Şubat 2010 Pazar

İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin İnternet Sitesi Açıldı

Eşsiz koleksiyonu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemine dayanan tarihi ile en önemli müzelerimizden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin de artık bir internet sitesi var. Bir İmparatorluk Müzesi'ne yakışacak sade tasarımı ve müzenin şimdiye kadar geniş kitlelere ulaşamamış gizli hazinelerini tanıtmaya yaptığı katkı ile kesinlikle ziyaret edilmeye değer. 

Sitede müzenin tarihçesi, önemli Türk müzecilerinden Osman Hamdi Bey ve müzeye ulaşım ile ilgili ihtiyaç duyduğunuz bilgilere ulaşabilirsiniz. Müzeye ulaşımı kolaylaştırmak adına eklenen kroki ve müzenin kat planları ile de "site ziyaretçileri"ni "müze ziyaretçileri"ne dönüştürmeye yönelik adımlar atılmış . Umarım bu sayede hak ettiği oranda ziyaret edilmeyen ve "bilinmeyen" İstanbul Arkeoloji Müzeleri hak ettiği ziyaret rakamlarına da ulaşabilir. 

Müze'nin internet sitesinde, e-posta ile müze ile ilgili gelişmelerden haberdar edilmek isteyenler de düşünülmüş ama daha aktive edilmemiş. Eğer bu da önümüzdeki günlerde gerçekleştirilebilirse müze ile ilgilenen ve müzedeki etkinliklerden haberdar olmak isteyen kişilere en etkili ve kısa yoldan ulaşılabilecek. Yani e-posta kutularından.

"TÜRSAB İstanbul Arkeoloji Müzeleri Gelişim Projesi" kapsamında internet sitesinin yanısıra sosyal medyaya da önem verilmiş ve Facebook sitesinde bir grup oluşturulmuş. Bu da müze izleyicilerinin müze hakkında güncel bilgi almaları ve bu bilgiyi " paylaşmaları" için bir zemin oluşturmuş.

Ben de bu olumlu gelişmeyi sizlerle paylaştım. Umarım sizler de İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin yeni internet sitesini ziyaret eder ve gruplarına üye olursunuz. Böylece iletişim kanallarını artırarak bir müzenin nasıl daha fazla ziyaretçi çekebileceğini ve böylece hizmet vermek amacıyla kurulduğu topluma yakınlaşabileceğini göstermiş oluruz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...