museum-marketing-in-Turkey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
museum-marketing-in-Turkey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2009 Perşembe

Elimizden Kayıp Giden Bilgi: Ziyaretçi Araştırmaları


Dünyadaki ve Türkiye'deki müzeleri her yıl binlerce hatta milyonlarca kişi ziyaret ediyor. Bu ziyaretçiler farklı demografik özelliklere, farklı kişiliklere, alışkanlıklara, ilgi alanlarına sahip ve hepsinin müzeye gelmek için başka başka sebepleri var. Peki biz bu ziyaretçilerin müzeye "neden geldiklerini", müzede "ne yaptıklarını" ve müzeden "ne kazanarak ayrıldıklarını" biliyor muyuz? Eğer bahsettiğimiz müze Türkiye'deyse cevap ne yazık ki hayır olacak.

2008 yılında Türkiye müzeleri hala "kafa sayıyor". Müzeye kaç kişinin geldiği bilgisi de tek başına birşey ifade etmiyor. Oysa ki gelen her ziyaretçi müze için eşsiz bir "kendini değerlendirme" fırsatı. Müze, ziyaretçi araştırmalarından faydalanarak misyonunu ne ölçüde gerçekleştirebildiğini ve en önemlisi eksiklerinin neler olduğunu öğrenebilir. Ziyaretçilerinin kimler olduğunu bilmeden müze nasıl ziyaretçileri tatmin edecek bir sergileme yapabilir, eğitim programları düzenleyebilir ya da müze dükkanında neler satacağına karar verebilir? Tabiki bu sorunun cevabı müzenin bu bilgilere sahip olmadan bu konularda verdiği kararların doğruluğunu kanıtlayamayacağıdır. Bu şekilde ancak deneme-yanılma yoluyla karar verilebilir ki bu da müze gibi kâr amacı gütmeyen bir kurum için fazlaca büyük bir risktir.

İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Victoria&Albert Müzesi yaptığı ziyaretçi araştırmalarının bir kısmını sitesinde yayınlamakta. Müzenin internet sitesinde yer alan 2004 yılında gerçekleştirilmiş araştırmalardan biri "V&A Müzesi'nin Aileleriyle birlikte 5 yaşından küçük çocukların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiğini ve bunun gelecekte nasıl geliştirebileceğini" ele alıyor. Bu kişilerin müzeye neden geldiğini, ziyaretçiler içindeki oranını, hangi hizmetlerden faydalandıklarını, eğlenip eğlenmediklerini, diğer müzelerde ailelerin nelerle ilgilendiğini ve müzenin "aile-dostu" olabilmek için daha neler yapması gerektiğini ele alan bu çalışma bize Türkiye'de ulaşmamız gereken nokta konusunda bir fikir veriyor bence. Bunun gibi bir başka araştırma da "müzede yapılan süreli sergilerin hedeflerine ne kadar ulaştığını inceleyen"bir araştırma ve "audio guide'ların dizaynı" konusunda başka bir ziyaretçi araştırmasını incelemek mümkün. Ve tabii bunlar gibi birçok başka araştırmayı... Bu araştırmalar incelendiğinde Türkiye'deki durumun vehameti daha da çok ortaya çıkarmakta.

Peki ya Türkiye'de bu konuda neler yapılıyor? Ziyaretçilerden neler öğreniliyor diye sorduğumda aldığım cevap herhalde beni tatmin etmediği gibi sizi de tatmin etmeyecektir. DÖSİM'in sitesinden elde edebildiğim tek ziyaretçi bilgisi geçen yıl müzeleri "kaç kişinin" ziyaret ettiğidir. Bırakın "5 yaşın altında çocuklu kaç ailenin" geldiğini, kadın ve erkek sayısını bile öğrenemiyoruz!

Müzeler birer koleksiyon deposu değiller bunu artık hepimiz biliyoruz. Müzeler için koleksiyon toplamak bir amaç değil bir araç olmalı. Müzeler asıl nesne hakkındaki bilgiyi(ki nesnenin kendisi de bu bilginin bir parçasıdır) toplamayı, korumayı ve bunu toplumla paylaşmayı hedeflemelidir. Bilginin merkezi olması gereken müzeler -kendileri için önemli olan- ziyaretçiler hakkındaki bilgiyi bu şekilde kaybetmemelidirler. Nasıl ziyaretçiler müzeden birşeyler öğreniyorlarsa; müze de ziyaretçilerinden öğrenebilir. Türkiye'de 2008 yılına kadar müzeler ziyaretçilerinden öğrenme ve kendilerini, yararı için kuruldukları kişilerin istek ve beklentilerine göre yenileme imkânını kaçırdılar. Bu bilgiler elimizden uçup gitti ve geri gelmeyecek. Ama umarım bundan sonra Türkiye müzeleri ziyaretçilerine daha fazla kulak vermeye, onların beklenti ve şikayetlerini dinlemeye başlar ve kendini bu doğrultuda yeniler. 

9 Nisan 2009 Perşembe

Müze Markası


Ticari Bir Kavram Olarak Markanın Tarihsel Gelişimi:

  - İlkçağlarda marka ürünlerin üreticilerini temsil eden sembollerdi (Marka= Üretici)

  - Ortaçağda marka ürünün kalitesini ve güvenilirliğini temsil ediyordu (Marka= kalite ve güvenilirlik)

  - Sanayi Devrimiyle birlikte farklı üreticilerin aynı özelliklere ve kaliteye sahip çok sayıda ürün üretmesiyle ve pazarlama faaliyetlerinin hız kazanmasıyla beraber “farklılaşma” ön plana çıktı ve marka benzer ürünler arasındaki “farklılığı” ifade etmeye başladı. (Marka=farklılık)

  - Günümüzde ise marka kavramı kalite,güvenilirlik, farklılık gibi ürünün özelliklerini vurgulayan bir kavram olmanın ötesinde başlı başına bir değerdir. Bugün birçok firmanın marka değeri aktiflerinin toplamının çok çok üzerindedir. Dolayısıyla marka artık üründen bağımsız olarak bir değerdir ve tüketicinin satın aldığı şeydir. Yani günümüzde ürün üreticinin ürettiği bir şeyken ;marka tüketicinin satın aldığı şeydir. (Marka= Tüketicinin kimliği)

Kâr Amacı Gütmeyen Kurumlarda Marka Kavramı:

Kâr amacı gütmeyen kurumlarda “marka” tanımı ticari markalardan bazı noktalarda farklılık gösterir. Ticari markalarda hedef kârı maksimize etmekken kâr amacı gütmeyen kurumlarda marka ile hedeflenen güvenilirliği ve sürekliliği vurgulamaktır. Tabi ki ticari markalar da güven ve süreklilik duygusu yaratmayı hedeflerler. Burada belirtilmek istenen fark ticari markan için gelir elde etmek bir amaçken kâr amacı gütmeyen kurum için bir araç olmasıdır. Kâr amacı gütmeyen kurumlar elde ettikleri geliri asıl hedeflerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanırlar. Oysa ki ticari işletmeler markayı nihai hedefleri olan gelir elde etmek için kullanırlar.

Bütün başarılı “kâr amacı gütmeyen kurumlar” birer markadır. Kızılay, UNICEF, TEV gibi kurumlar isimleriyle güven ve süreklilik duygusu uyandırırlar. Bu kurumlara bağış yapan ya da gönüllü olarak destek veren kişiler katkılarının doğru kanallarla doğru kişilere ulaştırılacağından şüphe duymazlar ki bu da başarılı bir kâr amacı gütmeyen marka olmanın en önemli kuralıdır.

Müze Markası:

Müzeler de birer “kâr amacı gütmeyen kurum”dur. Maddi bir kazanç amacıyla kurulmamış olan bu kurumlar toplumun hatta insanlığın ortak kültür mirasına ev sahipliği yapan, geçmişimizi bugünümüze taşıyan ve geleceğimizi şekillendirmek için kullanabilmemiz için bize sunan yerlerdir. Uluslar arası müzeler komitesi olan ICOM’un 2007 yılında güncellediği tanıma göre müze “Toplumun ve onun gelişiminin hizmetinde olan, topluma açık , araştırma, eğitim ve eğlence amaçlarıyla insanlık ve çevresi hakkındaki somut ve somut olmayan kültür varlıklarını toplayan, koruyan, iletişimini yapan ve sergileyen, kâr amacı gütmeyen, sürekli kurumlardır.” Bu tanıma göre müzenin varoluş amacını gerçekleştirebilmesi ancak ziyaretçinin ilgisini müzeye çekebilmek ile gerçekleşebilir. Müze topladığı ve koruduğu eserleri düzenlediği sergiler ve iletişim araçlarını kullanıp, ziyaretçileri müze ile etkileşime geçirerek misyonunu gerçekleştirebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...