muze-pazarlamasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muze-pazarlamasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Sorun Gerçekten Bilet Fiyatları mı?

muze-pazarlama-marka-yonetimi-adana-muzesi15 Temmuz tarihi itibariyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 83 müze bedava gezilebiliyor. Bu uygulamaya sebep olarak da bu müzelere halkin ilgi göstermemesi ve tur rehberlerinin bu müzeleri rotalarına dahil etmemeleri gösteriliyor. Basında yer alan haberlere göre ziyaretçi sayılarında gerçekten bir artış sağlandığı da görülüyor. Peki sonuçları açısından doğru gibi görünen bu uygulama gerçekten problemi çözebilecek mi? Belirlenen bu 83 müzenin daha önce rağbet görmemesinin nedeni bilet fiyatlarının pahalılığı mıydı?

Türkiye'nin her yerindeki kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzelerde bilet fiyatları sabit ve çok pahalı olduğu da söylenemez. Ayrıca 20 YTL verip bir yıl boyunca bütün bu müzeleri istediğimiz kadar gezmek gibi bir ayrıcalık da bizlere sunuldu. Bilet fiyatları bakımından aralarında bir fark bulunmayan müzelerden bazılarını yüzbinlerce kişi ziyaret ederken (yabancı değil yerli) bazılarının ziyaretçi sayıları yerlerde sürünüyorsa bence sorunu başka bir yerde aramak lazım.

Kimileri diyebilirki sonuçta ziyaretçi sayısı arttırılmış görünüyor. Sürekliliği olmayan bu artışın müzeye hiçbir faydası yok. Yıllarca müzenin önünden geçmiş ve içeride ne olduğunu hiç merak etmemiş; bir gün bedava olunca bir göz atmak için içeri girmiş ve bir daha da müzeye uğramayacak suni ziyaretçiler yaratmanın Türkiye müzeciliğine de kültür hayatına da bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Herkes bedava sunulan birşeyi bir kere deneyebilir. Burada asıl önemli olan bu kişilerin müzeye bilinçli olarak gelmelerin ve müzeden birşeyler alarak çıkmalarının sağlanmasıdır.

Tam bu noktada birçoğumuzun hala alışamadığı pazarlama kavramı tekrar karşımıza çıkıyor. Müzeyi "bir süre" ücretsiz ziyarete açarak bir tanıtım kampanyası yapılmaya çalışıldığını düşünelim. Asıl önemli olan ziyaretçilerin içeride ne görmeyi bekledikleri ve müzenin beklentileri karşılayıp karşılayamadığıdır. Hiçbir pratik fayda vadetmeyen birşeyi bedava bile olsa kimse talep etmeyecektir. Müze ziyaretçilerine mutlaka bir fayda sunmalıdır. Ziyaretçi geldiği zaman müzeden ne beklemesi gerektiğini bilmelidir. Yani müze ziyaretçiye sunduğu faydalar konusunda bir algı yaratmakla yükümlüdür. Bu da ancak müzenin "pazarlanması" ile mümkündür.

Diyebilirsiniz ki müzenin parası yok televizyonda reklamlar, gazetelerde afişler yayınlayamaz, Billboardlara boy boy ilanlar veremez. Zaten vermesin de gerek yok. Müze mutlaka parasını daha faydalı şeylere harcamalı. Hem zaten pazarlama illa ki çok büyük bütçelerle yapılacak diye birşey de yok. Müze çok rahat bir şekilde pazarlama faaliyetlerinde interneti bir ortam olarak kullanabilir. Hem de doğru kullanılması durumunda geri dönüşü çok büyük bir pazarlama aracı olacağının garantisini verebilirim. Sosyal ağ siteleri, bloglar, müze ile ilgili uygulamalar, oyunlar gibi birçok mecra kullanılarak müze ilgilisine direkt olarak ulaşılabilir.

Ücretsiz müze gezisi uygulaması ancak ve ancak müzenin tanıtım kampanyasının küçük bir parçası olabilir. Bu da ancak müzenin ziyaretçiye sunduklarına çok güveniyorsanız faydalı olur. Eğer müze ziyaretçiye birşey katmıyorsa, bedava bile olsa, ziyaretçi bunu bir zaman kaybı olarak görecektir. Kendisi için zaman kaybı olarak görmesinden daha kötü olan şey ise başkalarına da bunu bu şekilde anlatması olacaktır.

Eğer Türkiye müzeciliğinin gelişmesini istiyorsak önce sorunu doğru belirleyelim lütfen. İhtiyacımız olan suni ziyaretçi artışları ile kendimizi kandırmak değil; müzelerimizi çağdaş sergileme ve işletme standartlarına kavuşturmak, personel eksiklerini gidermek ve mutlaka pazarlama fonksiyonunu kullanmaktır.

16 Nisan 2009 Perşembe

Elimizden Kayıp Giden Bilgi: Ziyaretçi Araştırmaları


Dünyadaki ve Türkiye'deki müzeleri her yıl binlerce hatta milyonlarca kişi ziyaret ediyor. Bu ziyaretçiler farklı demografik özelliklere, farklı kişiliklere, alışkanlıklara, ilgi alanlarına sahip ve hepsinin müzeye gelmek için başka başka sebepleri var. Peki biz bu ziyaretçilerin müzeye "neden geldiklerini", müzede "ne yaptıklarını" ve müzeden "ne kazanarak ayrıldıklarını" biliyor muyuz? Eğer bahsettiğimiz müze Türkiye'deyse cevap ne yazık ki hayır olacak.

2008 yılında Türkiye müzeleri hala "kafa sayıyor". Müzeye kaç kişinin geldiği bilgisi de tek başına birşey ifade etmiyor. Oysa ki gelen her ziyaretçi müze için eşsiz bir "kendini değerlendirme" fırsatı. Müze, ziyaretçi araştırmalarından faydalanarak misyonunu ne ölçüde gerçekleştirebildiğini ve en önemlisi eksiklerinin neler olduğunu öğrenebilir. Ziyaretçilerinin kimler olduğunu bilmeden müze nasıl ziyaretçileri tatmin edecek bir sergileme yapabilir, eğitim programları düzenleyebilir ya da müze dükkanında neler satacağına karar verebilir? Tabiki bu sorunun cevabı müzenin bu bilgilere sahip olmadan bu konularda verdiği kararların doğruluğunu kanıtlayamayacağıdır. Bu şekilde ancak deneme-yanılma yoluyla karar verilebilir ki bu da müze gibi kâr amacı gütmeyen bir kurum için fazlaca büyük bir risktir.

İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Victoria&Albert Müzesi yaptığı ziyaretçi araştırmalarının bir kısmını sitesinde yayınlamakta. Müzenin internet sitesinde yer alan 2004 yılında gerçekleştirilmiş araştırmalardan biri "V&A Müzesi'nin Aileleriyle birlikte 5 yaşından küçük çocukların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiğini ve bunun gelecekte nasıl geliştirebileceğini" ele alıyor. Bu kişilerin müzeye neden geldiğini, ziyaretçiler içindeki oranını, hangi hizmetlerden faydalandıklarını, eğlenip eğlenmediklerini, diğer müzelerde ailelerin nelerle ilgilendiğini ve müzenin "aile-dostu" olabilmek için daha neler yapması gerektiğini ele alan bu çalışma bize Türkiye'de ulaşmamız gereken nokta konusunda bir fikir veriyor bence. Bunun gibi bir başka araştırma da "müzede yapılan süreli sergilerin hedeflerine ne kadar ulaştığını inceleyen"bir araştırma ve "audio guide'ların dizaynı" konusunda başka bir ziyaretçi araştırmasını incelemek mümkün. Ve tabii bunlar gibi birçok başka araştırmayı... Bu araştırmalar incelendiğinde Türkiye'deki durumun vehameti daha da çok ortaya çıkarmakta.

Peki ya Türkiye'de bu konuda neler yapılıyor? Ziyaretçilerden neler öğreniliyor diye sorduğumda aldığım cevap herhalde beni tatmin etmediği gibi sizi de tatmin etmeyecektir. DÖSİM'in sitesinden elde edebildiğim tek ziyaretçi bilgisi geçen yıl müzeleri "kaç kişinin" ziyaret ettiğidir. Bırakın "5 yaşın altında çocuklu kaç ailenin" geldiğini, kadın ve erkek sayısını bile öğrenemiyoruz!

Müzeler birer koleksiyon deposu değiller bunu artık hepimiz biliyoruz. Müzeler için koleksiyon toplamak bir amaç değil bir araç olmalı. Müzeler asıl nesne hakkındaki bilgiyi(ki nesnenin kendisi de bu bilginin bir parçasıdır) toplamayı, korumayı ve bunu toplumla paylaşmayı hedeflemelidir. Bilginin merkezi olması gereken müzeler -kendileri için önemli olan- ziyaretçiler hakkındaki bilgiyi bu şekilde kaybetmemelidirler. Nasıl ziyaretçiler müzeden birşeyler öğreniyorlarsa; müze de ziyaretçilerinden öğrenebilir. Türkiye'de 2008 yılına kadar müzeler ziyaretçilerinden öğrenme ve kendilerini, yararı için kuruldukları kişilerin istek ve beklentilerine göre yenileme imkânını kaçırdılar. Bu bilgiler elimizden uçup gitti ve geri gelmeyecek. Ama umarım bundan sonra Türkiye müzeleri ziyaretçilerine daha fazla kulak vermeye, onların beklenti ve şikayetlerini dinlemeye başlar ve kendini bu doğrultuda yeniler. 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...